Zarina – Belek’in Geceyi Farklı Kılan Sesi
Belek’te gün batımı, her zamanki gibi turuncuya çalan bir sessizlikle iner. Golf sahalarının yeşili, denizin lacivertine karışırken, otellerin ışıkları birer birer yanmaya başlar. O sırada Zarina’nın adı, sadece bir isim değil; o ışıkların arasında seçilen, biraz daha yavaş, biraz daha derin bir duraktır. Onunla geçireceğin saatler, Belek’in bilindik tatil ritminden uzak, kendi temposunu kuran bir akşam olur.
Zarina, ilk karşılaşmada kendini hemen anlatmaz. Gözlerinin rengi, ışığa göre değişir; bazen zeytin yeşili, bazen daha koyu bir kahve. Konuşurken sesi alçak ama nettir, kelimeleri seçerek kullanır. Belek’in kalabalık plajlarından, gece kulüplerinin gürültüsünden uzak durmayı tercih eder. Bunun yerine, otel odasının balkonunda ya da sahile yakın bir restoranın köşesinde, sohbetin kendiliğinden derinleşmesini bekler. Onun yanında zaman, saatin ilerlemesinden çok, konuşulanların ağırlığıyla ölçülür.
Birlikte geçirilen anlar, fiziksel yakınlığın ötesinde bir ritim taşır. Zarina, dokunuşlarını acele ettirmez. Elinin teninde kalma süresi, nefesin yavaşlaması, bakışın bir noktada durması… Bunlar onun için hazırlıksız değil, bilinçli bir tercihtir. Belek’in sıcak akşamlarında, klimanın hafif uğultusu altında ya da açık pencereden gelen deniz sesiyle, her hareketin kendi yerini bulmasını sağlar. Konuşmalar sırasında Belek’in gündüzünü anlatır gibi yapmaz; daha çok, o günün nasıl geçtiğini değil, o anın nasıl hissedildiğini sorar. Bu soru, çoğu zaman cevaptan daha uzun sürer.
Zarina’nın yanında olmak, Belek’te kalmanın getirdiği o “her şey hazır” hissini biraz kırar. Çünkü o, standart bir program sunmaz. Belki akşam yemeğinde şarap yerine su tercih eder, belki de gecenin bir yerinde balkona çıkıp sadece denizi izlemeyi önerir. Bu tercihlerin arkasında, karşı tarafın ne istediğini anlamaya çalışan bir dikkat vardır. Onunla zaman geçirenler, genellikle ilk yarım saatte değil, ikinci saatte fark ederler ki Zarina, beden dilini okumakta ustadır ama bunu kullanırken acele etmez. Bir elin omuzda kalması, bir cümlenin yarım bırakılması, onun için iletişimin parçasıdır.
Belek’in otellerinde, özellikle akşam saatlerinde, Zarina’nın odası ya da tercih ettiği alan, dışarıdaki hareketlilikten ayrılır. Işıklar kısık tutulur, müzik varsa bile arka planda kalır. Konuşmalar, günlük turist sohbetlerinin dışına çıkar; bazen sessizlik de o sohbetin parçası olur. Zarina, fiziksel yakınlığı bir performans gibi değil, karşılıklı bir keşif gibi ele alır. Dokunuşlarının yerini, hızını ve süresini, karşı tarafın tepkisine göre ayarlar. Bu ayarlama, bazen uzun sürer; bazen de aniden, beklenmedik bir anda derinleşir. Her iki durumda da, onun için önemli olan, anın zorlanmamasıdır.
Zarina’yı diğerlerinden ayıran şey, Belek’in lüksünü reddetmesi değil, o lüksü farklı kullanmasıdır. Oda servisi geldiğinde, yemeğin tadından çok, masanın nasıl kurulduğuna bakar. Bir kadeh kaldırmak yerine, belki sadece suyu paylaşmayı tercih eder. Bu tercihler, gösterişten uzak ama bilinçli bir duruştur. Onunla geçirilen gecede, Belek’in “her şey dahil” anlayışı, yerini “ne kadarının gerçekten dahil olduğunu” anlamaya bırakır. Bu, bazen sadece bir bakışla, bazen de uzun bir sessizlikle olur.
Gece ilerledikçe, Zarina’nın yanında zamanın nasıl aktığı daha belirgin hale gelir. Saatler, birbirini takip etmekten çok, birbirinin içine girer. Bir konuşma, fiziksel bir yakınlığa dönüşebilir; bir yakınlık, yeniden konuşmaya dönebilir. Onun için ikisi arasında kesin bir sınır yoktur. Belek’in dışındaki gürültü, oda içinde yavaş yavaş kaybolur. Denizin sesi bile, o sırada daha uzakta kalır. Zarina, bu kayboluşu zorlamaz; sadece, kaybolmanın mümkün olduğunu gösterir.
Zarina ile Belek’te geçirilecek zaman, herkese aynı şekilde yaşanmaz. Bazıları için sadece birkaç saatlik bir mola olur; bazıları için ise, tatilin geri kalanını farklı değerlendirmelerine yol açan bir karşılaşma. Onun yanında olmak, Belek’in bilindik cazibesini küçümsemek değil, o cazibeyi başka bir açıdan görmektir. Işıklar aynı kalır, deniz aynı kalır, ama o ışıkların altında oturan kişinin temposu değişir. Zarina, bu değişimi vaat etmez; sadece, değişimin mümkün olduğunu, acele etmeden gösterir.
Eğer Belek’te, günün sonunda sadece dinlenmek değil, aynı zamanda biraz daha yavaş, biraz daha dikkatli bir akşam geçirmek istersen, Zarina’nın adı o akşamın içinde yer alabilir. Onunla geçirilecek saatler, ne tamamen planlı ne de tamamen tesadüfi olur. Daha çok, iki kişinin aynı odada, aynı anda, farklı hızlarda nefes alabildiği bir aralık olur. Belek’in kalabalığı dışarıda kalırken, içeride kalan şey, sadece yakınlık değil; yakınlığın nasıl kurulduğudur.
Zarina, Belek’te her geceyi aynı şekilde yaşamaz. Her karşılaşma, kendi temposunu getirir. Bu yüzden, onunla ilgili söylenebilecek en net şey, önceden belirlenmiş bir programın değil, o anın içinden çıkan bir tercihin peşinden gittiğidir. Belek’in ışıkları yanarken, o ışıkların arasında seçilen bir isim olarak kalır; ne gürültülü, ne de tamamen sessiz. Sadece, orada olmayı tercih edenlerin, biraz daha yavaş nefes alabildiği bir yerde.
Bir yanıt yazın